Celil Mehmet Kulizade

CELİL MEHMET KULİZADE (1869-1932)

1886'da Nahçıvan'da dünyaya gelen Celil Mehmet Kulizade, ilköğrenimini molla mektebinde tamamladıktan sonra şehir mektebini bitirdi. Birçok köyde farklı zamanlarda öğretmenlik yaptı.

Azerbaycan edebiyatında hikâye ve oyun yazarı olan Celil Mehmet Kulizade, Azerbaycan düşünce ve basın hayatına da birçok yenilik getirir. İlk eserlerini 1890-1897 yılları arasında yazmış olsa da bunları yayımlayamamıştır. Sonraki yazıları ise "Kavkuz" ve "Kasp" gazetelerinde çıkar. Eserleri Azerbaycan'da büyük bir zevkle okunan Celil Mehmet Kulizade'ye büyük ün kazandıran eserlerden biri de "Molla Nasreddin" adlı mizah dergisidir.

Celil Mehmet Kulizade'nin öne çıkan diğer bir önemli özelliği de eğitimci kimliğidir. Oldukça demokrat bir yazar olan Kulizade, halkı bilinçlendirmeyi amaç edinmiş bu uğurda büyük gayret göstermiştir. Özellikle Azerbaycan'ın demokratikleşme sürecinde önemli bir rol üstlenmiştir.

Celil Mehmet Kulizade, Azerbaycan başta olmak üzere bütün Türk dünyasında önemli etkiler oluşturmuş bu coğrafyalarda yeni yazar ve şairlerin yetişmesinde önemli bir rol almıştır. Edebi dil olarak konuşma dilini esas alması da onun halk tarafından okunmasında ve sevilmesinde önemli bir etken olmuştur.

Celil Mehmet Kulizade, 1932'de hayata veda eder. Azerbaycan'da Celil Mehmet Kulizade'ye olan büyük saygıdan ötürü Azerbaycan'ın Celilabad ve Nahcivan kentlerinde heykeli dikilmiştir.

Eserleri

Ölüler (komedi)
Anamın Kitabı (komedi)
Feyletonlar (öykü)
Danabaş Kendinin Mektebi (öykü)

Celil Mehmet Kulizade'nin Şiirlerinden Örnekler

UZAKTAKİ KARDEŞİME

Uzakta ağır azap çeken kardeşim!
Kurumuş lale gibi çöken kardeşim!
Etrafını sarmış düşman ortasında
Göl kılıp gözyaşını döken kardeşim!

Önünü ağır kaygı örtmüş kardeşim!
Ömrünce yaddan cefa görmüş kardeşim!
Hor bakan,yüreği taş,kötü düşman
Diri diri derini soymuş kardeşim!..

Ey pirim! Değil miydi Altın Altay
Anamız bizim? Bizlerse birer tay,
Bağrında, yürümedik mi serazat?
Yüzümüz değil miydi ışık saçan ay?
Akmadı mı bizim için dupduru bulak,
Şarıldayıp şarıl şarıl dağdan inerek?
Hazırdı uçan kuş, kopan yel gibi
Dilesek bir bir atlar, tıpkı burak!

Altay'ın altın günü nazlanarak
Gelende,sen pars gibi bir er olarak,
Akdeniz,Karadeniz ötelerine,
Kardeşim,gittin beni bırakarak!..

Ben kaldım yavru balaban, kanat açamam,
Uçam diye davramsam bir türlü uçamam,
Yön bulduran, yol gösteren can kalmadı;
Yavuz düşman koyar mı şimdi beni vurmadan?

Kurşunlar genç yüreğime saplandı,
Günahsız taze kanım su gibi aktı;
Kansız kalıp, kuruyup bayıldım,
Karanlık mahbese sıkıca kapattı.

Görmüyorum artık gece gezdiğimiz kırı,ovayı,
Gündüz güneşi,gece gümüş nurlu ayı;
Nazlı nazlı ipek kundaklara sarmalayıp
Bizi büyüten altın anam Altay'ı

Ey pirim! Ayrıldık mı ulu bütünden?
Dağılmayıp yılmayan yağan oklardan
Türk'ün pars gibi yüreği varken
Gerçekten korkak kul mu olduk sinip düşmandan?

Kudretli olmak isteyen Türk'ün canı
Gerçekten bitap düşüp kalmadı mı hali?
Yürekteki ateş söndü mü kurudu mu
Damarında kaynayan atalar kanı?

Kardeşim! Sen o yanda, ben bu yanda,
Kaygıdan kan yutuyoruz bizim adımıza
Layık mı kul olup durmak gel gidelim
Altay'a atadan miras altın tahta.

Celil Mehmet Kulizade

Ayrıca bakınız

Azeri Edebiyatı
Celil Mehmet Kulizade
Kırgız Edebiyatı
Kırım Edebiyatı
Kıbrıs Edebiyatı
Bulgaristan Edebiyatı 
Yugoslavya Türkleri Edebiyatı 
Irak Edebiyatı
Uygur Edebiyatı
Türkmenistan Edebiyatı
Kazakistan Edebiyatı 
Özbekistan Edebiyatı 
Kazan Türkleri Edebiyatı 
Batı Trakya Türkleri Edebiyatı 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder