Destansı (Epik) Anlatım

EPİK (DESTANSI) ANLATIM

Epik (destansı) anlatıma geçmeden önce "destan" ve "epik" kavramları üzerinde durmak gerekir. Destan, bir olayın olağanüstü bir şekilde anlatıldığı uzun şiirlere denir.  Epik (destansı) anlatım , çoğunlukla şiirlerde, doğal ve yapma destanlarda, kahramanlık konulu mesnevilerde görülür.

Epik sözcüğü Yunanca "epope" sözcüğünden doğmuştur. Tarih öncesi devirlerde olağanüstü olayları konu alan şiirlere destan denir. İşte bu metinlerde kullanılan anlatıma da epik (destansı) anlatım denir. Son dönem Türk edebiyatında Mehmet Akif Ersoy'un "Çanakkale Destanı", Fazıl Hüsnü Dağlarca'nın "Üç şehitler Destanı" ve Kayıkçı Kul Mustafa'nın "Genç Osman Destanı" önemli yapma destanlar arasında yer alır. Bu destanlar, epik (destansı) anlatıma güzel birer örnek oluşturur.

Epik (Destansı) Anlatımın Özellikleri:

  • Olağanüstü olayların, destanların, koçaklamaların ele alınıp işlendiği,  daha çok şiirlerde kullanılan bir anlatım tekniğidir.  
  • Epik anlatımlarda yiğitçe, kahramanca bir söyleyiş esastır.
  • Epik (destansı) anlatımda abartıya başvurulur.
  • Bu anlatımda destan türünün yiğitçe edası sezilir.
  • Epik (destansı) anlatımda olağanüstü özellikler çok fazla yer alır.
  • Destansı (epik) anlatım, eylem ağırlıklı bir anlatımdır.
  • Epik anlatım, destan başta olmak üzere hikâye, roman, şiir, tiyatro türlerinde kullanılan bir anlatımdır.
  • Sözcükler, daha çok yan ve mecaz anlamda kullanılır. İmge, benzetme, çağrışım gibi unsurlara çok fazla başvurulur.
  • Olay ağırlıklı bir anlatım olduğundan epik anlatımda sürekli bir hareketlilik söz konusudur 
  • Epik (destansı) anlatımla daha çok tarihi konular ve kahramanlıklar işlenir. Destanlar, koçaklamalar, milli marşlar anlatılırken hep epik anlatıma başvurulur.
  • Tarihi hadiseler ve olaylar okuyucu kitlesinde heyecan ve coşku oluşturacak şekilde ele alındığı için bu durumlarda epik anlatıma başvurulur.
  • Epik (destansı) anlatıma günümüzde en çok yapma destanlarda başvurulur.
  • Dil, sanatsal işlevde, alıcıyı harekete geçirme işleviyle kullanılır.
  • Destansı (epik) anlatımda betimlenen çoğunlukla "olay" veya "tarihi şahsiyetler"dir.
  • Epik anlatımda hitap cümleleri fazlasıyla yer alır. Yani ünlem cümleleri ağırlıktadır.
  • Destansı anlatım ile oluşturulan metinlerin yapı unsurları gerçeklikten uzaktır.
  • Epik anlatımda kişi, yer, zaman ve olay unsurları olağanüstü nitelikler taşır.
  • Destansı (epik) anlatımda duygular oldukça kabarıktır.
  • Destansı (epik) anlatım öyküleyici ve betimleyici anlatımla birlikte kullanılır.


Epik (Destansı) Anlatım ile İlgili Örnekler
Örnek 1

MOHAÇ TÜRKÜSÜ

Bizdik o hücumun bütün aşkıyla kanatlı;
Bizdik o sabah ilk atılan safta yüz atlı.
Uçtuk Mohaç ufkunda görünmek hevesiyle,
Canlandı o meşhur ova at kişnemesiyle!
Fethin daha bir ülkeyi parlattığı gündü;
Biz uğruna can verdiğimiz yerde göründü.
Gül yüzlü bir âfetti ki her busesi lale;
Girdik zaferin koynuna, kandık o visale!
Dünyaya veda ettik, atıldık dolu dizgin;
En son koşumuzdur bu! Asırlarca bilinsin!
Bir bir açılırken göğe, son defa yarıştık;
Allah’a giden yolda meleklerle karıştık.
Geçtik hepimiz dört nala cennet kapısından;
Gördük ebedi cedleri bir anda yakından!
Bir bahçedeyiz şimdi şehitlerle beraber;
Bizler gibi ölmüş o yiğitlerle beraber.
Lakin kalacak doğduğumuz toprağa bizden
Şimşek gibi bir hatıra nal seslerimizden! 

(Yahya Kemal Beyatlı)

Açıklama: Şiirin tamamına baktığımızda şiirde yiğitçe, kahramanca bir söyleyiş esastır. Anlatımda abartıya başvurulmuştur. "Şehitler", "yiğitler" kelimelerinin şiirde yer alması şiirin epik anlatımla oluşturulduğunun kanıtlarıdır. 

"Allah'a giden yolda meleklerle karıştık.
Geçtik hepimiz dört nala cennet kapısından;
Gördük ebedi cedleri bir anda yakından!
Bir bahçedeyiz şimdi şehitlerle beraber;
Bizler gibi ölmüş o yiğitlerle beraber."

Yukarıdaki dizeler epik anlatımın bütün özelliklerini içerir. "Meleklerle karışma, cennet kapısından girme, ölüleri görme" sözleri olağanüstü bir anlatımı ve bir abartıyı ifade eder. Bu da epik (destansı) anlatımın en önemli unsurlarıdır.

"Şimşek gibi bir hatıra nal seslerimizden!" dizesinde de "benzetme" edebi sanatının yer alması epik anlatımın bir diğer özelliğini yansıtır.

"Girdik zaferin koynuna, kandık o visale!" cümlesinde geçen altı çizili sözcüğün mecaz anlamda kullanılması şiirin epik (destansı) anlatımla yazıldığının bir başka göstergesidir.

Şiirde çok fazla fiilin yer alması ve bunun sonucunda doğan "hareketlilik", şiirde anlatılan konunun tarihi bir konu olması, anlatılan şeyin bir "olay" olması da şiirin epik (destansı) anlatımla yazıldığının ipuçlarıdır.

Örnek 2

Kalktı göç eyledi Avşar elleri
Ağır ağır giden eller bizimdir.
Arap atlar yakın eder ırağı
Yüce dağdan aşan yollar bizimdir.

Belimizde kılıcımız Kirmani
Taşı deler mızrağımın temreni.
Hakkımızda devlet etmiş fermanı
Ferman padişahın dağlar bizimdir.

Dadaloğlu'm bir gün kavga kurulur
Öter tüfek davlumbazlar vurulur.
Nice koç yiğitler yere serilir
Ölen ölür kalan sağlar bizimdir

(Dadaloğlu)

Açıklama: Yukarıdaki şiirin epik (destansı) anlatımla yazıldığının birçok kanıtını şiirde görmekteyiz. "Kılıç, kavga, tüfek, yiğit, ölüm" sözcükleri hep destansı (epik) anlatımın unsurlarıdır. Şiirin genelinde hâkim olan "yiğitçe, kahramanca söyleyiş", eylemlerin ağırlıkta olması; şiirde sürekli bir hareketliliğin olması, şiirde tarihi bir konu ve kahramanlığın anlatılması, anlatımda duyguların kabarık olması şiirin epik (destansı) anlatımla oluşturulduğunun en önemli ölçütleridir.

Örnek 3

ÇANAKKALE ŞEHİTLERİNE

Şu Boğaz harbi nedir? Var mı ki dünyâda eşi? 
En kesif orduların yükleniyor dördü beşi. 
-Tepeden yol bularak geçmek için Marmara'ya- 
Kaç donanmayla sarılmış ufacık bir karaya. 
Ne hayâsızca tehaşşüd ki ufuklar kapalı! 
Nerde-gösterdiği vahşetle 'bu: bir Avrupalı' 
Dedirir-Yırtıcı, his yoksulu, sırtlan kümesi, 
Varsa gelmiş, açılıp mahbesi, yâhud kafesi! 
Eski Dünyâ, yeni Dünyâ, bütün akvâm-ı beşer, 
Kaynıyor kum gibi, mahşer mi, hakikat mahşer. 
Yedi iklimi cihânın duruyor karşında, 
Avusturalya'yla beraber bakıyorsun: Kanada! 
Çehreler başka, lisanlar, deriler rengârenk: 
Sâde bir hâdise var ortada: Vahşetler denk. 
Kimi Hindû, kimi yamyam, kimi bilmem ne belâ... 
Hani, tâuna da züldür bu rezil istilâ! 
Ah o yirminci asır yok mu, o mahlûk-i asil, 
Ne kadar gözdesi mevcûd ise hakkıyle, sefil, 
Kustu Mehmetçik’in aylarca durup karşısına; 
Döktü karnındaki esrârı hayâsızcasına. 
Maske yırtılmasa hâlâ bize âfetti o yüz... 
Medeniyyet denilen kahbe, hakikat, yüzsüz. 
Sonra mel'undaki tahribe müvekkel esbâb, 
Öyle müdhiş ki: Eder her biri bir mülkü harâb.
Öteden sâikalar parçalıyor âfâkı; 
Beriden zelzeleler kaldırıyor a'mâkı; 
Bomba şimşekleri beyninden inip her siperin; 
Sönüyor göğsünün üstünde o arslan neferin. 
Yerin altında cehennem gibi binlerce lağam, 
Atılan her lağamın yaktığı: Yüzlerce adam. 
Ölüm indirmede gökler, ölü püskürmede yer; 
O ne müdhiş tipidir: Savrulur enkaaz-ı beşer... 
Kafa, göz, gövde, bacak, kol, çene, parmak, el, ayak, 
Boşanır sırtlara vâdilere, sağnak sağnak. 
Saçıyor zırha bürünmüş de o nâmerd eller, 
Yıldırım yaylımı tûfanlar, alevden seller. 
Veriyor yangını, durmuş da açık sinelere, 
Sürü halinde gezerken sayısız teyyâre. 
Top tüfekten daha sık, gülle yağan mermiler... 
Kahraman orduyu seyret ki bu tehdide güler! 
Ne çelik tabyalar ister, ne siner hasmından; 
Alınır kal'â mı göğsündeki kat kat iman? 
Hangi kuvvet onu, hâşâ, edecek kahrına râm? 
Çünkü te'sis-i İlahi o metin istihkâm.
Sarılır, indirilir mevki-i müstahkemler, 
Beşerin azmini tevkif edemez sun'-i beşer; 
Bu göğüslerse Hudâ'nın ebedi serhaddi; 
'O benim sun'-i bedi'im, onu çiğnetme' dedi. 
Asım'ın nesli...diyordum ya...nesilmiş gerçek: 
İşte çiğnetmedi nâmusunu, çiğnetmiyecek. 
Şühedâ gövdesi, bir baksana, dağlar, taşlar... 
O, rükû olmasa, dünyâda eğilmez başlar, 
Vurulup tertemiz alnından, uzanmış yatıyor, 
Bir hilâl uğruna, yâ Rab, ne güneşler batıyor! 
Ey, bu topraklar için toprağa düşmüş asker! 
Gökten ecdâd inerek öpse o pâk alnı değer. 
Ne büyüksün ki kanın kurtarıyor tevhidi... 
Bedr'in arslanları ancak, bu kadar şanlı idi. 
Sana dar gelmiyecek makberi kimler kazsın? 
'Gömelim gel seni tarihe' desem, sığmazsın. 
Herc ü merc ettiğin edvâra da yetmez o kitâb... 
Seni ancak ebediyyetler eder istiâb. 
'Bu, taşındır' diyerek Kâ'be'yi diksem başına; 
Ruhumun vahyini duysam da geçirsem taşına; 
Sonra gök kubbeyi alsam da, ridânamıyle, 
Kanayan lâhdine çeksem bütün ecrâmıyle; 
Mor bulutlarla açık türbene çatsam da tavan, 
Yedi kandilli Süreyyâ'yı uzatsam oradan; 
Sen bu âvizenin altında, bürünmüş kanına, 
Uzanırken, gece mehtâbı getirsem yanına, 
Türbedârın gibi tâ fecre kadar bekletsem; 
Gündüzün fecr ile âvizeni lebriz etsem; 
Tüllenen mağribi, akşamları sarsam yarana... 
Yine bir şey yapabildim diyemem hâtırana. 
Sen ki, son ehl-i salibin kırarak savletini, 
Şarkın en sevgili sultânı Salâhaddin'i, 
Kılıç Arslan gibi iclâline ettin hayran... 
Sen ki, İslam'ı kuşatmış, boğuyorken hüsran, 
O demir çenberi göğsünde kırıp parçaladın; 
Sen ki, rûhunla beraber gezer ecrâmı adın; 
Sen ki, a'sâra gömülsen taşacaksın...Heyhât, 
Sana gelmez bu ufuklar, seni almaz bu cihât... 
Ey şehid oğlu şehid, isteme benden makber, 
Sana âğûşunu açmış duruyor Peygamber.

(Mehmet Akif Ersoy)


Açıklama: Milli ordumuzun Çanakkale Savaşı'nda gösterdiği olağanüstü kahramanlıklar şiirde konu edinilmiştir. Şiirde dil; alıcıyı harekete geçirme işlevinde kullanılmıştır. Şiirde tarihi bir olayın anlatılması ve yine olağanüstü unsurların bulunması ayrıca abartma sanatına birçok yerde başvurulması şiirin epik (destansı) anlatımla yazıldığının göstergeleridir.

“Vurulmuş tertemiz alnından, uzanmış yatıyor,
Bir hilâl uğruna, yâ Rab, ne güneşler batıyor!"

Yukarıdaki dizelerde yiğitçe bir söyleyiş söz konusudur. "Hilal" kelimesiyle bayrak  kastedilmiştir. Parça söylenip bütün kastedildiği için "ad aktarması" sanatına başvurulmuştur. Yine Türk askeri "Güneş"e benzetilerek de açık istiare sanatı yapılmıştır. Ayrıca ünlem cümlelerinin yer alması da epik (destansı) anlatımın başka ipuçlarıdır.

“Sana dar gelmeyecek makberi kimler kazsın?
‘Gömelim gel seni tarihe’ desem, sığmazsın." 

Yukarıdaki dizelerde yer alan yiğitçe söyleyiş, abartı şiirin epik (destansı) bir anlatımla yazıldığını gösterir. Yazarın düşüncesini soru yoluyla işlemesi istifham sanatına başvurulduğunu gösterir.

“Ne büyüksün ki kanın kurtarıyor Tevhid'i…
 Bedr in arslanları ancak, bu kadar şanlı idi."

Yukarıdaki dizelerde de Türk askeri, Bedir'de savaşan sahabelere benzetilmiştir. Yani benzetme sanatına başvurulmuştur. Bu aynı zamanda bir abartıdır çünkü hiç kimse hiçbir bakımdan sahabelere yetişemez. "Bedir Savaşı kastedilerek bir hatırlatmada bulunulduğu için telmih sanatı yapılmıştır. Bütün bunlar da epik anlatımın unsurlarıdır.

Örnek 4

KOŞMA

Mert dayanır namert kaçar
Meydan gümbür gümbürlenir
Şahlar şahı divan açar
Divan gümbür gümbürlenir

Yiğit kendini öğende
Toplar menzili döğende
Şeşber kalkana değende
Kalkan gümbür gümbürlenir

Top atılır kal'asından
Hak saklasın belasından
Köroğlunun narasından
Her yan gümbür gümbürlenir 

(Köroğlu) 

Açıklama: Epik anlatımlardaki yiğitçe,  kahramanca söyleyiş bu şiirde de yer almaktadır. Şiirin anlatımında abartıya başvurulmuştur. Şiirde ayrıca destan türünün yiğitçe edası sezilmektedir. Şiirin olay ağırlıklı olması ve şiirde yer alan hareketlilik şiirin epik (destansı) anlatımla yazıldığının göstergeleridir. Şiirde dilin, sanatsal işlevde ve yer yer alıcıyı harekete geçirme işleviyle kullanılmış olması da epik anlatımın bir diğer özelliğini yansıtır.

Örnek 5

OĞUZ KAĞAN DESTANI'NDAN

Bu çocuk, anasının göğsünden ilk sütü emdi ve bir daha emmedi. Çiğ et, çorba ve şarap istedi. Dile gelmeye başladı. Kırk gün sonra büyüdü, yürüdü ve oynadı. Ayakları öküz ayağı gibi; beli kurt beli gibi; omuzları samur omuzu gibi; göğsü ayı vücudu gibi idi. Vücudu baştan aşağı tüylü idi. At sürüleri güder, ata biner ve av avlardı. Günlerden, gecelerden sonra yiğit oldu. (Oğuz Kağan bu defa) bir ayı yakaladı. Onu, altın kemeri ile ağaca bağladı ve gitti. Ertesi sabah, tan ağaran çağda yine geldi. Gördü ki canavar ayıyı da almış, götürmüş. O ağacın dibinde kendisi durdu. Canavar gelip başı ile Oğuz'un kalkanına vurdu. Oğuz, kargı ile canavarın başına vurarak onu öldürdü. Kılıçla başını keserek alıp gitti. Tekrar aynı yere geldiği zaman gördü ki bir sungur (ala doğan) canavarın içerisini (iç organlarını) yemektedir. Yay ile, ok ile sunguru öldürdü, başını kesti. Ondan sonra dedi ki: "Canavar geyiği yedi, ayıyı yedi, kargım onu öldürdü çünkü kargım demirdendi. Canavarı sungur yedi, yay ve okum onu öldürdü çünkü okum bakırdandı."

Açıklama: Oğuz Kağan Destanı'nda alınan yukarıdaki parçada epik (destansı) anlatımın birçok özelliği yer almaktadır. "Oğuz Kağan'ın daha beşikte iken çiğ et ve şarap istemesi, kırk gün gibi kısa bir zaman diliminde yürümesi" hadiseleri olağanüstü özellikler içerir. Bunlar da epik (destansı) anlatımın özellikleridir. Destanda birçok yerde benzetmelere başvurulmuştur. "Yüzü gök, ayakları öküz ayağı gibi, beli kurt beli gibi" örneklerinde olduğu gibi. Destanda bir hitabet üslubu sezildiği gibi bir hareketlilik de söz konusudur.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder