Paragraf Test 4

PARAGRAF TEST 4

1. Dünyanın her yerinden herkesin yenileceği bir yer vardır. Kimilerini yenilgi yıkar, kimileriyse zaferle küçülür, bayağılaşır. Büyüklük, hem yenilgiyi, hem de zaferi kabullenebilen kişilerde yaşar. Bunlar hayatın gerçekleridir. Her gün kazanacağız veya sevineceğiz diye bir kural yoktur. Kısacası .

Bu parçanın sonuna düşüncenin akışına göre aşağıdakilerden hangisi getirilebilir?

A) Hayatta yenilgi ve zafer her zaman mümkündür. Marifet bu durumları yönetebilmektir.
B) Hayat, bazen insan için çekilmez olabilmektedir.
C) Her yenilgi mutlaka bir zaferi beraberinde getirir.
D) Zafer sarhoşluğu bazen yolumuza set çekebilir.
E) Hayatın olumsuzlukları kişilerin kaderi değildir. Bunlar pekala aşılabilir.


2. Doğu Anadolu Bölgesi'nde ilk görev yerim olan Ağrı iline gittiğimde ilk karşılaştığım insanların yüzündeki o samimi ifade beni çok etkilemişti. (I) Daha önce sahip olduğum bütün ön yargıları bu içtenlik bir anda yok etmişti. (II) Hayatım boyunca böyle samimi ve paylaşımcı ruha sahip insanlarla hiç karşılaşmamıştım. (III) İnsanlarla her şeyini paylaşan kişiler toplumun her döneminde takdir görmüştür. (IV) Her geçen gün daha çok yüreğimde yer edinmeye başlayan bu halktan artık bir an bile ayrılmak istemiyordum. (V)

Yukarıdaki paragrafta düşüncenin akışını bozan cümle hangi seçenekte doğru olarak verilmiştir?

A) I                          B) II                        C) III                          D) IV                      E) V


3. Bertolt Brecht tarafından 20. yüzyılda tiyatro dünyasına kazandırılan siyasi amaçlı tiyatro biçimine epik tiyatro denir. (I) Kendisi de bir Marksist olan Bertolt Brecht, epik tiyatroyla emekçi sınıfının ezilmişliğini dile getirir. (II) Oyunlarıyla sınıfsal ayırımı eleştirir. (III) Epik tiyatro eleştiri ağırlıklıdır. Klasik tiyatronun dekor ve sahne anlayışına karşıdır.  (IV) Kurucusu Bertholt Brecht'in etkisiyle ilk başta Almanya'da gelişim gösterir. Oradan diğer ülkelere yayılır. (V)

Yukarıdaki paragrafta düşüncenin akışını bozan cümle hangi seçenekte doğru olarak verilmiştir?

A) I                          B) II                        C) III                          D) IV                     E) V


4. Eserleri tamamen onun imzasını taşır. Eserlerinde kullandığı ilginç imgeler, alışılmamış bağdaştırmalar ve kurduğu sıra dışı tamlamalar ile dikkatleri üzerine çekmesini başarır. Bütün gayreti sanata zirveyi yakalamak olsa da amacı, içerik ve üslupta kendisi olarak kalmayı başarmaktı. Kısacası o, kendi toprağında yetişen bitkilere başka mecralardan su taşımaya karşıydı.

Bu parçada sözü edilen kişinin en önemli özelliği aşağıdakilerden hangisidir?

A) Eserlerinde içerikle üslubu bütünleştirmeyi hedeflemektedir.
B) Anlatımında yani üslubunda özgün olmaya çalışmaktadır.
C) Gözünü zirveye dikmiş dolayısıyla eserlerinde oldukça ilginç konular anlatma peşindedir.
D) Dil ve anlatımında usta sanatçıların izinden yürümektedir.
E) "Millilik" kavramını eserlerinde öncelemektedir.


5. Milletleri ayakta tutan milletlerin dil ve kültürüdür. Diline sahip çıkmayan onu yozlaştırmadan kurtarmayan hiçbir toplum yarına güvenle adım atamaz. Tarihte bağımsızlığı kaybedip yeniden tarih sahnesine çıkan birçok millet vardır ama dilini ve kültürünü kaybedip sonradan ortaya çıkan bir milleti tarih kayıt düşmemiştir. Bence düşmeyecektir de. Öyleyse yapmamız gereken bizi ayakta tutan dil ve kültürümüzde ödün vermemek, sonuna kadar dilimizi ve kültürümüzü yaşatmaktır.

Bu parçada anlatılanlar aşağıdaki sorulardan hangisine karşılık söylenmiş olabilir? 

A) Dilini ve kültürünü kaybedip yeniden tarih sahnesine çıkan milletler var mıdır?
B) Dilimizi korumak adına yapılması gerekenler nelerdir?
C) Dil ve kültür bir milleti ayakta tutan unsurlarsa neden bunları korumak için yeterince önlem almıyoruz?
D) Milletleri ayakta tutan en önemli unsurlar nelerdir?
E) Dilimizi yozlaştırmadan kurtarmak için öncelikle yapılması gerekenler nelerdir?


6. (I) Birçok insanın başarısız olacağını çok önceden kestirmişimdir. (II) "Bunu nasıl başardınız ?" diye merak edenimiz mutlaka olmuştur. Hatta abarttığımı düşünen kişiler de. (III) Kişinin öncelikle özgüvenine baktım. Kendisine ne kadar güveniyor? (IV) Sonra genel uyarılmış düzeyini gözlemledim. (V) Baştan yenilgiyi kabul eden ve motive olamayan bir kişi elbette kazanmayacaktı.

Bu parçadaki numaralanmış yerlerden hangisine düşüncenin akışına göre "Ben o kişilerin şu özelliklerinden yola çıkarak bu sonuca vardım." cümlesi getirilmelidir?

A) I                         B) II                         C) III                        D) IV                       E) V


7. (I) Eskiden paylaşmak denildiği zaman herkesin aklına gelen ilk şey kuşkusuz "ekmek" olurdu. (II)  Eskiden bir kişi için en önemli ölçüt de bu paylaşım duygusuydu. (III)  Komşunuz kendisini aç bırakır ve rahatlıkla sizinle ekmeğini paylaşabiliyordu. (IV) Günümüz insanı "paylaşmak" kelimesine çok farklı bir anlam yüklemiştir. (V)   İnsanlar artık ekmeklerini değil yedikleri ekmeklerin fotoğrafını paylaşıyor. (VI)  Bu da günümüz insanının paylaşmak duygusunun özünü kaçırdığını gösteren önemli bir ölçüttür.

Bu parça iki paragrafa ayrılmak istense ikinci paragraf hangi cümleyle başlar? 

A) II                        B) III                      C) IV                        D) V                       E) VI


8. I.  Kuşlar genelde göç ederken "V" tekniği ile uçmaktadırlar.
   II. "V" harfinin sivri kısmında bulunan kuvvetli kuşlar hava akımına karşı kalkan görevi yapmaktadır.
   III. Diğer kuşlar ise "V" harfi oluşacak şekilde sıralanmaktadır.
   IV. Yani önde kuvvetli, büyük ve lider kuşlar bulunmaktadır.
   V.  Bu sayede arka kısımdaki kuşlar daha rahat uçmaktadır.

Yukarıdaki numaralanmış cümleler anlamlı bir bütün oluşturacak biçimde sıralandığında hangisi baştan dördüncü olur?

A) I                      B) II                     C) III                       D) IV                           E) V


9. Ailemizden sonra en yakın sosyal çevremizi komşularımız meydana getirir. İyi veya kötü günlerimizde bizim en yakın kişilerimizdir. Darlık zamanında yardımlaşma, birbirinin hâlinden etkilenme, hatta komşunun mülkünü satın almada öncelik hakkına sahip olma komşulukla ilgili bir dizi hak ve sorumlulukların kaynağını teşkil etmiştir. Kur'ân-ı Kerim'de komşu ilişkisinden söyle söz edilir. "Anaya, babaya, akrabaya, yetimlere, yoksullara, yakın komşuya, uzak komşuya, yanınızdaki arkadaşa, yolcuya iyilik edin, denilir. Hz. Peygamber: "Cebrail (a.s) durmadan bana komşuya iyilik etmeyi tavsiye ederdi. Bu sıkı tavsiyeden, komşuyu komşuya mirasçı kılacağını zannettim." der. Peki biz komşumuzun değerini biliyor muyuz, yasını tutabiliyor muyuz, sevinçli anında yüreğimiz hopluyor mu? Bence hayır çünkü komşumuz bugün bizde çok uzaktadır.

Yukarıdaki parçada yazar asıl olarak aşağıdakilerden hangisinden yakınmaktadır?

A) Komşu olan kişilerin birbirlerine sık sık uğramamaları.
B) İnsanların yardımlaşma duygularının gittikçe körelmesi.
C) Ana, baba ve yolcu hakkının tam olarak bilinmemesi.
D) Komşuların sürekli olarak birbirlerini çekiştirmelerinin önüne bir türlü geçilememesi.
E) Komşuluk ilişkilerinin olması gereken düzeyde olmaması.


10. Aşağıdakilerden hangisi paragrafın giriş cümlesi olmaya uygundur?

A) En iyisi bu adamın söylediklerine çok fazla kulak asmamaktır.
B) Her iş önce düşüncede ortaya çıkar bu işte olduğu gibi.
C) Birçok insan bu konuda kendini sorumlu görmek istememektedir.
D) Yunus Emre'nin eserlerinde Allah inancı ile insan sevgisi en çok işlenen konulardır.
E) Sanatında böyle yetkin kişileri örnek alırsak daha çok üreteceğiz.


11. Bir çalışmada devamlılık olmazsa başarı asla gelmez. Hatta yavaş yavaş mevcut pozisyon da kaybedilir. Bu anlamda Ünlü kemancı Hifetz şöyle der: "Bir gün çalışmazsam, ben farkına varırım; iki gün çalışmazsam, karım fark eder; bir hafta çalışmazsam, dinleyicilerim; bir yıl çalışmazsam, o zaman belki eleştirmenler bile anlar! Daha iyi olmaya çalışmayan, iyi olarak da kalamaz. Günün birinde artık farklı biri olur."

Bu paragrafın ana düşüncesi aşağıdakilerden hangisidir?

A) Çalışmak için en önemli şey uygun bir ortam bulmaktır.
B) Kişinin kendisinin az çalıştığını fark etmesi kişiyi geliştirir.
C) Çalışmalarda başarıya adım adım ulaşılır.
D) Her başarı, planlı bir çalışmanın sonunda ortaya çıkar.
E) Çalışmasını sürekli ilerletmeyen kişiler herkesçe fark edilir. Bu kişiler zamanla mevcudu bile koruyamaz duruma gelir.


12. Edison, bir gün dinamo makinesini icat eden William Wallace'nin araştırma merkezine iş ziyaretinde bulunur. Bu araştırma merkezinde elektrik ampulünü görür ve ondan çok etkilenir. Elektrikle çalışan ampul icat etme fikri burada aklına gelir. Bunun için pek çok eşya ve madde üzerinde elektrikle ilgili çalışmalar yapmaya başlar. Kurduğu kırk kişilik bir ekiple çalışmalarını gece gündüz devam ettirir. Ne var ki bu araştırmalarından bir türlü bir sonuç alamaz. Bu durumdan oldukça sıkılan Edison'un arkadaşları da sıkılır, çalışmayı sonlandırmayı teklif ederler.  Ancak Edison her şeye rağmen çalışmaya devam etmek ister. O güne dek iki binden fazla madde üzerinde çalışmış ve hepsinde başarısız olmuştu. Bir gün ofisinde oldukça dalgın bir şekilde otururken aklına gelen bir fikri uygulayarak amacına ulaştı.

Bu parçada vurgulanmak istenen aşağıdakilerden hangisidir?

A) Başarıya giden yolda yalnız kalmamak için herkesin fikrini önemsemeliyiz.
B) Bin ölçüp bir biçmeliyiz. Titizlikle yapılan işlerde başarı bir adım daha yakındır.
C) Bir sürçen atın başı kesilmez.
D) Azmin elinden hiçbir şey kurtulamaz.
E) Çanağa ne doğrarsan, kaşığına o çıkar.


13. Ağustosböceği bütün yaz saz çalmış, türkü söylemiş. Karakış birden bastırınca şafak atmış zavallıda. Bir şey bulamaz olmuş yiyecek. Koca ormanda ne bir kurtçuk, ne de bir sinek varmış. Gitmiş komşusu karıncaya: —Aman kardeş, demiş, hâlim fena, bir şeycikler ver de kışı geçireyim. Yaz gelince öderim, Hem de faizi maiziyle. Ağustosu geçirmem bile. Ödemezsem böcek demeyin bana. Karınca iyidir hoştur ama eli sıkıdır: Can verir, mal vermez. —Sormak ayıp olmasın ama, demiş; Bütün yaz ne yaptınız? —Ne mi yaptım? demiş ağustosböceği gece gündüz türkü söyledim. Fena mı ettim sizce? —Yoo, demiş karınca, ne mutlu size ama hep türkü söylemek olmaz. Kışın da oynayın biraz.

Bu parçada asıl anlatılmak istenen aşağıdakilerden hangisidir?

A) Ayağa değmedik taş olmaz, başa gelmedik iş olmaz.
B) Bakarsan bağ, bakmazsan dağ olur.
C) Cefa çekmeyen sefanın kadrini bilmez.
D) Yazın başı pişenin, kışın aşı pişer.
E) Yumurtasına hor bakan civcivini cılk eder.


14. Köy seyirlik oyunlarının tarihi çok eski olup  bu oyunlar sözlü geleneğe dayanır. Orta oyunu ve Karagöz'e göre tarihi çok daha eskidir. İslamiyet'ten önceki Türk edebiyatında şölen, sığır ve yuğ törenlerinde ortaya çıkmış sonraki zamanlarda İslami unsurlarla birleştirilerek sunulmuştur. Köy seyirlik oyunlarında daha çok kız kaçırmalar, eşlerin geçimsizliği, kaynana gelin ilişkisi gibi konular işlenir. Köy seyirlik oyunlarının toplumsal ve dinsel işlevleri sanatsal işlevlerinin önünde yer alır. Şiir, müzik, dans bu oyunda iç içedir. Köy seyirlik oyunlarında diğer bazı oyunlarda olduğu gibi seyirciye yalan söylenmez, her şey apaçıktır.

Bu parçada aşağıdakilerden hangisine değinilmemiştir?

A) Köy seyirlik oyunlarında oyuncular köyün gençleri ve orta yaşlılarından oluşur.
B) Köy seyirlik oyunlarının tarihi sözlü geleneğe dayanır.
C) Köy seyirlik oyunlarında sanatsal işlev dinsel ve toplumsal işlevin gerisinde kalır.
D) Bu oyunlarda şiir, dans ve müzik iç içe geçmiştir.
E) Bu oyunlarda seyirciyle dürüst ve açık bir iletişim kurulur.


15. Aynı konunun farklı farklı işlenişi üslup kavramı ile ilgilidir. Üslup, kişinin kendisine aittir. Her sanatçının farklı bir üslubu vardır. Hatta Buffon: "Üslup yazarın ta kendisidir." der. Üslubu; bir insanın parmak izi, imzası olarak tarif etmek de yanlış olmaz. Dünya edebiyatında Tolstoy ve Flaubert üslup meraklısı kişiler olarak bilinir. Kısacası üslup; "Sanatçı, konuyu nasıl işliyor?"  sorusunun cevabıdır.

Bu parçada aşağıdakilerden hangisine değinilmemiştir?

A) Üslup kişinin nevi şahsına münhasırdır.
B) Her sanatçının üslubu farklıdır.
C) Üslup, eserlerde genellikle içerikten daha fazla önemsenir.
D) Üslup, konunun anlatılış biçimidir.
E) Tolstoy ve Flaubert dünya edebiyatında üslup meraklısı kişiler olarak öne çıkarlar.


16. Yazar; bu son eserinde içeriği zengin tutmasına karşılık anlatımda tekdüzelikten kurtulamamıştır. Eserlerinin can alıcı noktalarında cümleleri gereğinden uzun tutmuştur. Dahası yer yer olayların akışını keserek dinleyicilere öğüt vermeye çalışması yazarın sürükleyici anlatımına gölge düşürmüştür. İmge konusunda da özgünlükten oldukça uzaktır. Genç şairin şiirlerinde kullandığı imgeler, ünlü şairlerin imgelerinin taklidi olmaktan öteye gidememiştir.

Bu parçada aşağıdakilerden hangisine değinilmemiştir?

A) Yazar, eserinde oldukça basit bir anlatımı tercih etmiştir.
B) Eserin bazı yerlerinde olaya müdahale ederek doğrudan dinleyicilere öğüt vermeye çalışmıştır.
C) Yapıtlarının en önemli yerinde oldukça uzun tümceler kullanmıştır.
D) Yapıtının içeriği oldukça doyurucudur.
E) İmgeleri oldukça kuşatıcı ve özgündür.


17. Sembolizmde dış dünya olduğu gibi değil; hissedildiği, algılandığı, duyulduğu gibi yansıtılır. Sembolistler, duyguların dış dünyayı olduğu gibi değil, onu değiştirerek bize ulaştırabileceğini düşünmüşlerdir. Dolayısıyla şiirin gerçeği değil, gerçeğin bizde bıraktığı etkiyi anlatması gerektiğini savunmuşlardır. Yine şiiri sessiz bir şarkı olarak tanımlayıp şiirde musikiyi ön plana çıkarmışlardır. Sembolizmde musiki değeri olmayan sözcükler kullanılmaz. Sembolistler, müziği, özle biçim arasında uyumu sağlayan bir unsur olarak görmüşlerdir.

Bu parçada aşağıdakilerden hangisine değinilmemiştir?

A) Musiki bir nitelik arz etmeyen kelimeler sembolizmde kullanılmamıştır.
B) Öz ve biçimin uyumunda Sembolist yazarlar tam bir birliktelik sergileyememişlerdir.
C) Sembolizmde gerçeğin bizde bıraktığı etki önemlidir.
D) Sembolistler, şiiri sessiz bir şarkı olarak tanımlama yoluna gitmişlerdir.
E) Dış âlem, sembolizmde hissedildiği, algılandığı ve duyulduğu şekilde yansıtılır.


18. Anı da günlük de kişilerin başından geçen gerçek yaşantının ürünleridir. Anı yaşandıktan sonra günlük ise adından anlaşıldığı üzere günü gününe yani yaşanırken kaleme alınan bir türdür. Dolayısıyla anı geçmişle ilgiliyken; günlük, içinde yaşanılan zamanla ilgilidir. Anılar, öznel nitelikler içerse de daha somut ve nesnel özellikler taşır. Bu bakımdan anı yazarları daha sorumlu davranmak zorundadır. Günlükte ise öznellik daha fazla ön plana çıkar. Önemli bir fark da günlük (günce) türünün anı (hatıra) türüne göre daha kısa olmasıdır. 

Bu parçadan aşağıdakilerden hangisi çıkarılamaz?

A) Anı da  günlük de gerçek yaşantının ürünleridir.
B) Anı türü günlük türüne nispeten daha uzundur.
C) Anı ve günlük türünde yaşanılanlar farklı zamanlarda kaleme alınır.
D) Anı ve günlük türleri sanal âlem esas alınarak yazılır.
E) Anı, günlük türüne göre daha somut özellikler içerir.


19. Bayındır Han, her yıl düzenlediği şölenin birisinde gelecek olan konukların üç farklı çadırda ağırlanması emrini verir. Bu çadırlar; ak, kızıl ve kara çadırlardır. Oğlu olanlara ak, kız çocuğu olanlara kızıl; hiç çocuğu olmayanlara da kara çadırı hazırlarlar. Dirse Han'ın çocuğu yoktur. Buraya gelip yapılanları görünce onları hoş karşılamaz. Öğüt alır ve insanlara yardım edip onların hayır duasını alır. Böylece çok fazla arzuladığı sağlıklı bir erkek evlada kavuşur. Oğlu zamanla büyür. Bayındır Han'ın boğasıyla güreşip onu yener ve büyük bir şan kazanır. 40 fesat kişi bunu kıskanır ve Boğaç Han'a tuzak düzenler fakat büyük bir olağanüstülük gösteren Boğaç Han bunları yener ve Oğuz ülkesine barışı getirir.

Bu parçada aşağıdakilerden hangisine değinilmemiştir?

A) Bayındır Han'ın düzenlediği şölenlerde Oğuzlar birbirlerinden fikirler edinmeye çalışır.
B) Şölen her yıl tekrar etmektedir.
C) Kişiler, sahip oldukları çocukların cinsiyetlerine göre hizmete layık görülmüşlerdir.
D) Dirse Han, insanlara yardımda bulunup onların hayır duasını almaya çalışmıştır.
E) Boğaç Han, Oğuz ülkesine barışı getiren kişidir.


20. Sanatçı doğal nesnelerle resme farklı anlamlar katabilir veya nesneyi anlamlı kılabilir. Fakat gerçek nesnede nesne, sadece yansıttığı nesnedir. Farklı anlamlar taşımaz. Sanatçı, yapıta kendi duygularını katar. Birçokları, gerçeklikte görmekten hoşlandıkları şeyleri tablolarda görmek ister. Elbette çok doğal bir tercihtir bu. Doğanın güzelliği hepimizin hoşuna gider ve bunu yapıtlarında koruyan, dolayısıyla bizim beğenimizden yakınmayan sanatçılara sevecenlik duyarız. Büyük Flemenk ressamı Rubens, küçük oğlunun resmini yaparken oğlunun güzelliğiyle övünç duyuyordu ve ona bizim de hayran kalmamızı istiyordu. Ama hoşa giden ve etkileyici konulara duyulan bu eğilim, eğer bizi, daha az çekici konulara yadsımaya sürüklerse bu durum gerçekten önümüzü kapatabilir.

Bu parçadan aşağıdakilerden hangisi çıkarılamaz?

A) Sanatçı nesnelere kendi cephesinden bakarak nesneye yorum getirebilir.
B) Birçok kişinin gerçek anlamda hoşlandığı şeyleri tablolarda görmek istemesi oldukça doğaldır.
C) Doğayı yapıtlarında koruyan ve bizim beğenimizden yakınmayan sanatçıların sayısı son yıllarda oldukça fazladır.
D) İnsanlar genellikle doğanın güzelliğinden etkilenirler.
E) Doğayı yapıtlarında koruyan sanatçılara sevgiyle yaklaşırız.


CEVAP ANAHTARI: 1-A 2-D 3-D 4-B 5-D 6-C 7-C 8-C 9-E 10-D 11-E 12-D 13-D 14-A 
15-C 16-E 17-B 18-D 19-A 20-C

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder