Tolstoy (1828-1910)

TOLSTOY (1828-1910)

tolstoyAsıl adı Lev Nikolayeviç Tolstoy'dur. 1828'de zengin ve tanınmış bir ailenin çocuğu olarak Rusya'nın Yasnaya Polyana ismindeki konakta doğar. Çok erken yaşlarda annesini ve babasını kaybeden Tolstoy, akrabalarının yanında yetişir. Eğitimini halalarının üstlendiği Tolstoy, 1943'te doğu dillerini öğrenmek için Kazan Üniversitesine gönderilir. Okulda zeki ve başarılı bir öğrenci olarak dikkat çeker. Buradaki eğitimini tamamlayamadan hukuk fakültesine geçer. Bu eğitimini de yarıda bırakarak çiftliğine döner. Tolstoy, bir müddet sonra orduya girer. Kafkasya'ya gider. Kafkasya'ya gidişinde Kafkas halkının yaşantısına tanık olması hayatında derin izler bırakır.

1854'te yapılan Kırım Savaşı'na subay olarak katılır. Bir ara Almanya, Fransa ve İsviçre'yi kapsayan İtalyan turuna çıkar. Bu arada Avrupa'daki eğitim sistemini inceleme fırsatı bulur. Rusya'ya dönen Tolstoy, Kendi çiftliğinde köylü çocukları için bir okul açar. 1862'de eski bir aile dostunun kızı olan Sofia Behrs ile evlenir. Eşiyle oldukça mutlu bir aile hayatı sürer. Edebi çalışmalarında eşinden çok büyük destek alır.

Tolstoy, yüzünün çirkin olmasından son derece muzdariptir. İlk gençlik yıllarında bu çirkinliği kapatmak için sakal bırakır. Kısa boylu ve tıknaz bir yapıya sahip olan Tolstoy'un kalın kaşlarının altında müthiş derecede kişileri büyüleyen keskin bakışları vardır. Gorki, bu özelliğine dikkat çekmek için: "Tolstoy'un gözlerinde yüzlerce göz gizlidir." demiştir.

Tolstoy, Rusya'nın ve dünyanın en büyük romancılarından biridir. Dünya çapında bir sanat ve fikir adamıdır. Realizm akımının kurallarına bağlı kalan Tolstoy, eserlerinde kişilerin ruhsal çözümlemelerini, toplumdaki düzensizlikleri ve eşitsizlikleri yansıtır. Rus köylüsünün perişan, yoksul durumu onun dikkatini çeker. Bu duruma çok üzüldüğünden özellikle köylülerin dünyasını yazar. Mülkiyet konusunda Marksizm'den etkilenerek bütün servetini yoksul köylülere dağıtmaya çalışır. Eserlerinde köylü kesimini konu edinmiş onlar gibi yaşamaya gayret etmiştir. Bir eğitimci ve filozof olarak da ün yapmış olan Tolstoy, eserlerinde ahlakçı bir üslup sergiler. Amacı ahlaksal bir temele ulaşmada yapıtlarıyla aracı olmaktır.

Fransızcasını oldukça ilerleten Tolstoy, Voltaire ve Rousseau'yu okumuş bunlardan oldukça etkilenmiştir.

Tolstoy, asker olmaktan hiçbir zaman mutlu olmayan biridir. Bu mutsuzluğu zaman zaman nefret derecesine varır. Tolstoy, sürekli olarak hayatın gerçek anlamı üzerinde kafa yorar. 1855'te kaleme aldığı günlüğünde hayatın gayesi olarak gördüğü düşünceleri için: "İnsanı şaşkına çevirecek büyük bir fikrim var... İnsanoğlunun gelişmesine uygun yeni bir din kurmak; Hz İsa'nın dini... Pratik bir din, gelecek için mutluluk vaat etmiyor. Sadece bu dünya üzerinde mutluluğu sağlıyor... Din aracılığıyla insanoğlunun birlik olması için bilinçli bir şekilde çalışmak..." ifadelerini sarf der. Bu düşüncelerini aradan 24 yıl geçince uygulama şansı bulur.

Tolstoy, kendisine en büyük ünü kazandıran ve en güçlü iki eseri olarak kabul edilen "Savaş ve Barış" ile "Anna Karenina" romanlarını 1865-1875 tarihleri arasında yazar. Nikahtan hemen sonra kaleme aldığı Dünya edebiyatının başyapıtlarından olan "Savaş ve Barış" eserinin yazımı tam 7 yıl sürer. ''Savaş ve Barış'' eseri ona büyük ün kazandırır.

"Savaş ve Barış" romanı Napolyon Savaşları sırasında kaleme alınır. İlk büyük yapıtı olan bu roman kimi yazarlarca dünyanın en büyük romanı olarak da kabul edilir. Eser, Tolstoy'un dehasının bir ürünüdür. Roman, oldukça geniş ve detaylı olduğundan tarihi bir belge niteliğindedir. Tolstoy, iki soylu ailenin tarihsel süreçle çizilen alın yazıları çerçevesinde kurgulanan romanı Volkonski'lerin arşivlerinden esinlenerek yazar. Geniş bir zaman sürecinden bahsedilen eserde beş yüzden fazla kişi yer alır. Tolstoy, eserde Çarlık Rusya'sının aristokrasi kesiminin zaaf ve çelişkilerini dile getirir. Bunu da Rus halkının sahip olduğu bakış açısıyla işler. Kişilerin acılarına değinir. Hem savaşta hem barışta dürüstlük ilkesinden taviz vermeyen kahramanlar, çıkar gruplarının ince hesapları, iyiliğin Buzokov'un şahsında öncelenmesi bu roman aracılığıyla işlenir.

"Anne Karenina" Tolstoy'un ikinci büyük dev yapıtıdır. Tolstoy, bu eserini 1877'de yayımlar. Rus aileleri mutsuzluğa sevk eden nedenleri araştıran yazar eserde bir şekilde insanın kendisini sorgulamasına ortam hazırlar. Rusya'nın o dönemdeki aristokrat kesimini en doğru yönleriyle yansıtan bir roman olarak öne çıkar. Anna Karenina'da Tolstoy, normal bir evliliğin sonucunda oluşan mutluluk ile evlilik dışı bir aşkın neden olduğu hayal kırıklıklarını mukayese (karşılaştırma) yoluna gider. Anna Karenina, dönemin Rusya'sında görev alan üst düzey bir memurun hanımıdır. Anna Karenina hovarda olan Vronski ile bir ilişkiye girer. Sonları da hazin olur. Tolstoy, sağlam ilişkilere dayanan bir evliliği de Kiti ve Levin'in şahıslarında işler. Tolstoy, Anna Karenina'nın temsil ettiği aristokrat kesimin köksüzlüğünü ortaya koyar.

Tolstoy, 1880'li yıllarda çok büyük bir moral çöküntüsüyle karşı karşıya kalır. Bu dönemde Tolstoy, Ortadoks Kilisesi'ne, ölümsüzlük düşüncesine ve siyasal iktidarı yadsıyan yeni bir düşünsel döneme girip kendine has Hristiyanlık anarşizmi geliştirmeye başlar. Bazı makalelerin yayımlanmasından sonra 1901'de kilise tarafından aforoz edilir. "İvan İlyiç'in Ölümü", "Hacı Murat" ve son büyük romanı olarak sayılabilecek "Diriliş"te bu manevi arayış söz konusudur. Dogmalar ve kilise bu eserlerde yerilir.

Tolstoy, 1900'lerden sonra vaktinin çoğunu dini düşüncelere ayırır. Yıllar önce oluşturduğu bu din fikrini bu dönemde uygulamaya karar verir. Son anına kadar insanlığın din olgusu vasıtasıyla birlik olması uğruna çaba gösterir. Kendi hayatında da bu inancı uygulamak için sürekli bir çaba gösterdi. Düşüncelerinden dolayı kilise tarafından aforoz edilir. Esasında çok zengin bir aile ortamında doğan Tolstoy, isteseydi Rusya'nın en seçkinleri arasında gününü gün edebilirdi. Oysa Tolstoy, mutluluğu ilk gençlik yıllarından itibaren sürekli olarak maneviyata aramıştır.

Tolstoy, ömrünün son yıllarında bir kış gününde aile içi sorunların neden olduğu bir küskünlük neticesinde evini bırakıp yollara düşer. Zatürre hastalığına yakalanır. 20 Kasım 1910'da 82 yaşındayken Rusya'nın Astapovo şehrinde ıssız bir tren istasyonunun yanında ölü olarak bulunur. Cenazesi binlerce köylünün katılımıyla defnedilir. Tolstoy'un ölümünün üzerinde geçen bir asra rağmen eserleri hala onlarca dilde, binlerce insanla buluşmaktadır.

En Önemli Eserleri

Roman

Savaş ve Barış    
Anne Karenina  
Diriliş 
İvan İlyiç'in Ölümü 
Hacı Murat   
Kazaklar 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder