Panel

PANEL      

Panel, İngilizce bir sözcük olup "parça, bölüm" anlamlarına gelir. Bir konu ya da sorun üzerinde bir başkan ve birkaç konuşmacının düşünce alışverişinde bulunmasına panel adı verilir. Sözlü anlatım türleri içerisinde yer alan panelin başlıca özellikleri şunlardır:
  • Toplumsal sorunların konuşulduğu en önemli türlerden olan panel; konuşmacılar ve dinleyicileri içeren bir tartışma türüdür.
  • Panelde konular günceldir. Kamuoyunun gündeminde olan konuların tartılmasına özen gösterilir. Bilim, siyaset, ekonomi gibi her konuda panel düzenlenebilir.
  • Panelde konuşmacılar, uzmanı oldukları konunun farklı birer yönünü işlerler.
  • Bir tartışma türü olan panelde konuşmacılar uzman kişilerden oluşur.
  • Panelde konuşmacıların sayısı en az 3 en çok 6 kişidir.
  • Panelde amaç bir sorun üzerinde bir karara varmak değil, konuyu birçok açıdan değerlendirmektir. Panelde konu, çeşitli yönleriyle aydınlatılıp konuyla ilgili farklı görüş ve anlayışlar ortaya konulmaya çalışılır.
  • Panel, küçük bir dinleyici kitlesi önünde yapılır.
  • Panelde televizyon ve radyolar birer araç konumundadır.
  • Panel başkanı ortada olmak üzere panelde konuşmacılar bir masa etrafında otururlar.
  • Panelde oturumu ve planlamayı panel başkanı yapar. Başkan, konuyu ortaya atan ve konu hakkında başlangıçta bilgi veren kişidir. Başkan, panelin başında konuşmacıları izleyicilere tek tek tanıtır.
  • Başkan, sırayla herkese söz hakkı verir. Başkanın verdiği süre kadar konuşmacılar konuşabilirler. Bu süre genellikle 10-15 dakikadan oluşur.
  • Konuşmacılar sıralarını bekleyip kendilerine verilen süre kadar konuşurlar. Bu arada diğer konuşmacılar da gerekli yerlerde not alırlar.
  • Panelde bir yarışma havası söz konusu değildir. 
  • Katılımcılar, yanlarında, görüşlerini desteklemek için birtakım belge, dokuman bulundurabilir.
  • Panelin sonunda başkanın izniyle dinleyiciler panel üyelerine soru sorabilirler.
  • Panelde açık, akıcı, samimi, içten herkesin anlayabileceği sıcak bir sohbet dili söz konusudur.
  • Panel, en çok açık oturumla karıştırılır. Panelde sohbet havası içinde geçen bir üslup söz konusudur. Panelin en önemli özelliklerinden olan bu söyleşi havası ve samimi üslup onu açık oturumdan ayırır.
  • Panel sonunda dinleyiciler panel üyelerine soru sorabilir. Böylece tartışma "forum"a dönüşür.
  • Panelin sonunda, başkan konuşmacıların ve dinleyicilerin görüşlerini özetler ve paneli kapatır.


Panel Örneği

Konu: UZAKTAN EĞİTİM

Katılımcılar: Fulya SARI, Metehan SEKMAN, Esat HAMZAOĞLU, Mustafa MERAL, Cahit CENCİZAY, Hüseyin YÜCE

OTURUM BAŞKANI- Sayın konuklar; hoş geldiniz.

Bugün bu saatte "Uzaktan Eğitim" konulu bir panel izleyeceksiniz. Bu panelde uzaktan eğitimin genel boyutlarıyla tartışacağız, çok değerli katılımcılar var. Daha önceki oturumlarda oldukça güncel bir konu olduğunu, izleyenler olduysa şahit olmuşlardır. Sadece uzaktan eğitim değil, eğitim konusu çok ön plana çıktı ve en önemli sorunlardan birisi olarak gösterildi. Gerçekten de bu uzaktan eğitim çok önemli avantajlar sağlıyor; hepinizin bildiği gibi yer ve zaman kısıtlaması yok, dolayısıyla büyük bir hızla kabul görmekte. Sadece eğitim kurumları değil, bunun yanı sıra şirketler tarafından da çok büyük kabul görmekte; çünkü onlar da elemanlarını eğitmek için önemli bir fırsat olarak görüyorlar, özellikle farklı coğrafi bölgelerde yaygın olarak yerleşik olan firmalar için. Dolayısıyla bu panel, bu uzaktan eğitim konusunu çeşitli boyutlarıyla ele alacağımız bir panel olacak ve panelistlerimiz konuyla ilgili fikirlerini sunacaklar, yaptıkları çalışmalar hakkında bilgiler verecekler. Bunlar Internet tabanlı öğretim türleri, içerik geliştirme çalışmaları ve uygulamaları ve bu uzaktan eğitim programını uygulayan kuruluşların temsilcileri şu anda burada.

Ben, lafı fazla uzatmadan konuşmacılarımızı sizlere tanıtmak istiyorum: İlk konuşmacımız Fulya Sarı; Apple Bilkon Elma Portalı Genel Yayın Yönetmeni, aynı zamanda eğitim teknolojileri danışmanı. Fulya hanım, uzaktan eğitimin sorunsalları içerikli bir sunum sunacak. Hemen arkasından Bilgi Üniversitesi EMBA Program Koordinatörü Sayın Metehan Sekman söz alacak; o da uzaktan eğitim programının yürütülmesi aşamalarındaki tecrübelerini aktaracak. Üçüncü konuşmacımız Sayın Esat Hamzaoğlu, -kendisi Marmara Üniversitesindeydi; ama İstanbul Ticaret Üniversitesine geçti- o da web’de ders tasarımı ve ders notlarının Internet’e aktarılması üzerinde çalışmakta ve o konudaki çalışmalarını sunacak. Sayın Mustafa Meral, yine Marmara Üniversitesi Teknik Eğitim Fakültesi Eğitim Bölümünde Eğitim Teknolojileri Ana Bilim Dalı Başkanı ve Mustafa bey de öğretim yazılımları hazırlanmasında temel ilkeler ve değerlendirmesi konusunda konuşacak. Ondan sonraki konuşmacımız Cahit Cengizay, yine Marmara Üniversitesi Atatürk Eğitim Fakültesi Bilgisayar ve Öğretim Teknolojilerinde Öğretim Görevlisi, yine eğitimde öğrenme kavramı üzerinde konuşacak ve en son olarak da Hüseyin Yüce, Marmara Üniversitesi Internet Merkezi Müdürü, o da uzaktan eğitimde teknik altyapı ve önemi hakkında konuşacak.

Ben ilk sözü Sayın Fulya Sarı'ya veriyorum.


Fulya SARI (Apple Bilkon Elma Portalı Genel Yayın Yönetmeni)- Çok teşekkürler.

Konuşmacı sayısının çokluğu nedeniyle 10'ar dakika gibi kısa bir süremiz var; dolayısıyla ben, "Uzaktan Eğitim" konulu hazırlamış olduğum sunuyu yapmayıp, daha özet ve şematik bir biçimde anlatmaya çalışacağım. Sununun başlığını da bu yüzden değiştirdim, "Uzaktan Eğitimin Sorunsalları" dedim. Bunu yapmamdaki neden ve buradaki hedefim şu: Uzaktan eğitim çalışmaları, dünyada epey bir zamandır, Türkiye’de de daha kısa bir süredir başladı ve yürümekte; ancak sıfır noktasından itibaren dünyanın yapmış olduğu hatalar ve düşülmüş olunan tuzaklara biz de hızla düşmekteyiz. Dolayısıyla zaman erkenken, çok geç kalınmadan bilgisayar destekli eğitim alanındaki ciddi sorunları, 15-20 yıldır yaşamış olduğumuz sorunları yaşamamak için bu sorunsallara değinmek istedim.

Sorunsal kelimesini şu anlamda kullanıyorum: Tanımlanması gereken, uzaktan eğitim alanı içerisinde tanımlanması gereken, farkında olunması gereken, analizinin yapılması gereken, o konuda bizi planlı hareket etmeye zorlayacak, çözümü gereken birtakım alanlar, meseleler; yani üzerinde uğraşmamız gereken, uzaktan eğitim alanında çalışan herkesin üzerinde düşünmesi ve bir şeyler yapması gereken alanlar; bunlar temalar, fikirler. Bunların en başta geleni, en önemlilerinden bir tanesi, -bu hata Türkiye’de yapılmaya başlandı- uzaktan eğitim projelerinin başlama noktasını elimizde olan teknolojiyle belirlemek. Bu yanlış, bu arabayı atın önüne koymak gibi bir şey.

Her iyi uygulanmış öğretim tasarımı projelerinde olduğu gibi, uzaktan eğitim projelerinde de yapılması gereken şu: Önce bizim hedef kitlemizin, öğrencinin; yani kullanıcının öğrenme hedeflerini belirlememiz gerekiyor, aktarılması gereken bilginin ne olduğunu ve niçin olduğunu çok iyi belirlememiz gerekiyor, arkadan öğretim ve öğretim yönteminin ne olduğunu masanın üstüne koymamız gerekiyor. Bir seyahat metaforu olarak bunu düşüneceksek, nereye seyahat edilecek ve hangi maksatla seyahat edilecek noktayı belirledikten sonra, oraya gitme aracının ve yolunun nasıl, ne, niçin olduğunu belirlemek gerekiyor. Dolayısıyla önce elimizdeki teknolojiyi, sonra içerik, sonra "kullanıcı şunu da yapar, bağlandığında bunu yapar" değil; önce kullanıcının, öğrencinin öğrenme hedefleri, sonra oraya hangi teknolojileri, yani Internet sayfamız mı var, video yayınımız mı var, arşivden mi, canlı mı, bütün bunlar sonra. Sonra dediğim de çok sonra değil, tabii ki kafamızın içerisinde aynı anda gibi oluyor; ama mutlaka öğrencinin hedefi ya da kurumun hedefi önce gelmeli.

Diyelim ki bu kararları çok güzel biçimde aldık, proje yoluna girdi, uygulamaya doğru gidiyoruz; burada çok güzel bir ürün, yani paketimiz çok güzel bir şekilde ortaya çıkmış olabilir, kullanıcılarımız da hazır olabilir; ama buradaki sorunsal şu: Uzaktan eğitimi yerleştireceğimiz, uygulayacağımız kurumun kurumsal altyapısını bu yeni öğrenme ortamı için yeniden düzenlemiyorsak, başarısız olmaya mahkûmuz. Yani eski öğrenme ortamının, eski kurumsal yapının metaforuyla, biçimiyle hala devam ediyorsak ve yamama bir şekilde yeni uzaktan eğitim modelini kuruma getirip başarılı olmasını ümit ediyorsak, başarılı olmayacak, bunu baştan bilelim ve ona göre yapalım. Yani yeniden bir yeniden yapılanma gerekiyor, uzaktan eğitimi hangi kurum içinde uygulayacaksak; isterse bu bütün Milli Eğitim Bakanlığının ilgilendiği bütün Türk milli eğitim sistemimiz olsun, isterse kendi elemanlarına uzaktan eğitim verecek bir şirket, firma olsun, aynı şey.

İçerik… İngilizce’de "içerik kraldır" diyorlar, ben Türkçe’de "içerik kraliçedir" diyeyim, öyle hatırlayın. Artık altyapı, hız, genişlik, bant genişliği, bu meselelerimiz tabii ki bitmedi, Türkiye’de hala çok ciddi devam ediyor; ama bunları hallettiğimizi düşünsek bile, yani bize her şeyi bedava verseler gibi, kaliteli içerik olmadan uzaktan eğitim meselemiz hallolmuyor. Bu içerik de bize bir vahiy yoluyla bir yerden omzumuzdan aşağı akıtılmıyor, hediye olarak bir yerden paketli bir şekilde yollanmıyor; içerik tasarımının hedef kitleye ve öğrenme hedeflerine uygun biçimde hammadde olarak bulduğumuz içeriğin uzaktan eğitim ortamları için yeniden tasarımı gerekiyor ve daha da önemlisi, bunu yapacak insanların, profesyonellerin olması gerekiyor. Bu insanlardan Türkiye’de çok az sayıda yetişmiş var; yani belki iki elimizin parmaklarıyla sayacak kadar, bu insanların artması gerekiyor.

Bir de –bu da çok önemli bir konu, ama hemen geçmiş olayım- diyelim bu insanları bulduk, artık büyük uzak eğitim sitelerinde, portallerinde içeriğin kaynağının bir tek yer olmadığı biliniyor, Yani bir tane iyi adam ya da içeriğin tedarikçisi olan bir kurum yetmiyor; -bu içerikler çok farklı yerden geliyorlar, oyunun kuralları böyle- o zaman bu içeriğin kalitesinin tutturulması ve bize bu içeriği sağlayacak insanların ödüllendirilmesi diye bir sorunsalımız var, yani kaliteli içerik bize bedava bir şekilde gelmez, gelmeyecektir. Yine düşünelim, mesela bir üniversitenin uzaktan eğitimle uğraşan bir bölümünü düşünelim, çok iddialı ve güzel bir bölüm, geleneksel anlamda işlerini çok güzel yapıyor, hocalar arasında güzel bir iş bölümü var; ama bu bölümün bazı derslerinin ya da bu bölüm bir elektronik, mesela MBA Programı koymaya kalktığında, buranın içeriğini kim yaratacak, bu hocalar bunu tatil zamanlarında mı yapacaklar, bu yaptıkları iş için ödüllendirilecek mi, bu içeriğin sahibi kim olacak, üniversite bu işten para kazandığında bu paralar kimin cebine gidecek, hangi kişinin, yöneticinin, bölümün, hangi bölümler arasında kavgalar çıkacak? Bu işin kurallarının, bu oyunun kurallarının masa üstüne konulması, varsa tartışılması, -şu anda dünyada buna örnekler var- bize uyar mı, uymaz mı, ona bakılması, yoksa kendi kurallarımızı kendimizin koyması gerekiyor.

İçeriğin kalitesi konusunda da hemen söylememiz gereken şey şu: Mesela sadece milli eğitimle ilgili uzaktan eğitim ortamlarında, hemen “bunu kim damgalayacak, bu iyi bir eğitim içeriği midir, değil midir, yasak mıdır, çocuk bundan öğrenecek mi, öğrenmeyecek mi” gibi bazen aşırıya kaçan, ama haklı da olan kaygılar var. Yine bu oyunun kuralları, uzaktan eğitim ortamında diyelim ki milli eğitim için düşünelim; talim-terbiye gibi bir organizasyonun çalışma biçiminde çalışmayı istesek bile –istemiyoruz ama- mümkün kılamaz, olmaz. Yani düşünün; mesela bizim portalimiz, sabah ve akşam yeniden yükleniyor, demek ki gün içinde değişiklik yapılıyor; ben sayfa mı yollayacağım Ankara’ya, mümkün değil. Çoğu uzaktan eğitim ortamında gerçek bu. O zaman evet, kaliteyi garantiye almak için belli kaygılar olması gerekiyor; tanımlar, kategoriler, hatta belki damgalar, belli ölçme-değerlendirme numaraları. Ama bunlar "katiyen o bilgi oradan çıksın, yayınlanmasın, konulmasın" anlamında değil de kullanıcıya ek bilgi, bilinçlendirme anlamında kullanılabilir; yani bir yerde dünyada bu işin standardı bu tarafa doğru gidiyor.

Burada önemli olan, bunu kim yapacak? Bir kişi ya da bir kurum değil, sistemin hem üreticileri, hem de tüketicilerinden oluşan konsorsiyumlar, gruplar; yani sektörün kendisi, kendi temsilcileri, kendi kendine kural koyarak, uzaktan eğitimin içeriğinin kalitesini belli bir standardın üstünde tutmaya çalışacak, böyle olması gerekiyor.

Evet, teknik altyapı hakkında çok konuşulabilir; ama burada benim söylemek istediğim şu: Bizim mesela öğretmenlerimiz sınıfta Internet’i kullansın, uzaktan bir şeyler yapsınlar dememiz yetmiyor; öğretmen kaç para alıyor ve bir öğretmen için Internet erişimi kaç paradır, nasıldır, bunu çözmemiz gerekiyor. Ben birkaç yıl önce bunu söylediğimde Marstan gelmiş biri gibi addediliyordum, şimdi çok daha normal karşılanıyor. Benim burada önerim; Milli Eğitim Bakanlığının öğretmenlere, örneğin öğretmen olduğunu, ahlaksızlık yapmıyorsa, ispat eden kişilere belki bedava erişim sağlaması. Bir örnek olarak söylüyorum bunu; yani orada bizim diyelim ki Milli Eğitim Bakanlığı gayret gösterdi, Internet üzerinde çok güzel malzeme koydu, biz destek olduk, başkaları koydu, ama o malzemenin orada olması, hatta okuldan buna erişilebiliyor olması, öğretmenin kendini hazırlamak için diyelim ki evden erişemiyorsa işine yaramayacaktır. Dolayısıyla sistemin diğer öğelerini de çözmezsek, çok iyi yaptığımız bir kısmı yetmeyecektir.

Uzaktan eğitimde yazılım kısmına geçeyim: İki ayrı tür yazılım var, bunların üzerinde durulması, ya dünyadan bize uyan örneklerin alınması, belki lokalize edilmesi ya da ülkemizde bunların geliştirilmesi gerekiyor. Bunlardan bir tanesi, uzaktan öğrenim yönetim sistemleri kavramı; yani bu türde yazılımlar var. Çünkü uzaktan eğitim, hocanın notlarının Internet ortamına ya da belli bir şekilde uydu üzerinden insanların erişebileceği bir şekilde sayfaların aktarılması değil. Uzaktan öğrenim ortamında başka şeyler de var; ödev var, okuma materyali var, sınav var, öğrenciler hakkında bilgi tutmak var ve birçok başka şeyler var. Dolayısıyla bütün bu malzeme, kaynak ve medyanın ve iletişimin yönetimini elektronik ortamda yapan yazılımlar var. Mesela Türkiye’ye bunlardan sadece adı duyulmuş olan bir taneyi, iki taneyi getirmek, bunu kullanmaya başlamak yetmez. Şu anda dünyada 5-6 ay önce çıkmış bir rapor, dünyada bu yazılımlardan 60-65 tane olduğunu söylüyor ve bunları inceliyor. O zaman bizim Türkiye'de bu 60-65 tane nedir, bunu bilmemiz, bunlardan işe yarayan var mı, yok mu, onu incelememiz, varsa alıp kullanmamız, yoksa kendimizinkini icat etmemiz gerekiyor.

Teşekkür ederim.

OTURUM BAŞKANI- Teşekkür ederim.

Buyurun.

Metehan SEKMAN (Bilgi Üniversitesi MBA Koordinatörü)- Ben bilgisayarcı değilim, mühendis değilim ve bu işe de "hadi uzaktan öğrenimde bir şeyle yapalım" diye de hiç başlamadım. Biz, Bilgi Üniversitesi olarak MBA yapıyoruz, yani biz uzaktan eğitim yapmıyoruz. MBA eğitimi esnasında çok ciddi sorunlarla karşılaşıyoruz; devamlılık zorunluluğu var, gece saatlerinde yapıyoruz, 19.00-21.30 arası, hafta sonu yapıyoruz ve çalışan profesyonellere kariyerlerinde karşılaştıkları sorunlara ilaç olabilecek bir eğitim tarzı sunmaya çalışıyoruz. Fakat bunlar devam edemiyorlar, gelemiyorlar; bir bütçe dönemine giriyorlar, 4 hafta yoklar; yurtdışına gidiyorlar, yoklar; Ankara’ya tayin oluyorlar, eğitimleri yarıda kalıyor. Çok ciddi sorunlarla karşılaşmaya başladık, hatta yüzde 75 devam zorunluluğumuzdan taviz vermeye başladık vesaire…

Benim aklıma gelen şuydu: "Bunları Internet üzerinden biraz destek olalım, yani kaçırdıkları şeyleri mümkün mertebe giderecek bir web sitesi yaratalım." Fakat okulun girişimci yönetimi tarafından -yani Bilgi Üniversitesinde böyle bir huy vardır, biraz girişimcidir- bunu tamamıyla bir program haline çevirme önerisi geldi. Biz inatla yapamayacağımıza dair, benim önyargılarımı onlar inatla aştıktan sonra programı tasarlama aşamasına geldik.

Bir kez daha söylüyorum: Biz MBA yapıyorduk; yani amaç, uzaktan eğitim değildi. Dolayısıyla öğrenci kitlesinin ihtiyaçlarına göre bir şeyler tasarlanması gerekiyordu. Fulya hanımın biraz bahsettiği o 60-65 tanenin hepsi olmasa bile, yazılım olarak ne kullanacağımıza önce karar vermem gerekiyordu. Ne verilmesi gerektiği konusunda üç aşağı beş yukarı içeriği kestirebiliyorduk. Uzaktan öğretimde bunun nasıl yeniden tasarlanması konusunda çalışırken, bir de yazılım seçmemiz gerekiyordu. Yurtdışındaki örnekleri incelediğimiz zaman, aslında ihtiyacımıza çok da uymadığını gördük. LMS öğrenim sistemleri, yönetim sistemleri konusunda 30'ar, 35'er, 40'ar modüllerle gelen gayet hoş yazılımlardı bunlar; ama kendi içerisinde esnekliği yoktu. Ben, bunların en ünlüleri olanweb site blackbord, dowsen, e-gollege falan gibi sistemlere girdiğim zaman, ders kardiyoloji dersi midir, antropoloji dersi midir, yoksa yönetim dersi midir, finans dersi midir, içerisine şöyle girmeden anlayamadığımızı gördüm ve bu beni rahatsız etti. Bunun üzerine biz zor yolu seçip, -Bilgi Üniversitesi, sosyal bilimler üniversitesidir, mühendislik bölümleri yok, dolayısıyla böyle çok ciddi bir birikimimiz yoktu, onun için bir hayli zordu; örneğin ODTÜ'yle yakın ilişkilerimiz olduğu için söyleyebiliyorum, onların bu anlamda müthiş bir tecrübesi var, 4 yıllık bir tecrübesi vardı- kendimiz yaratmayı ve ihtiyaçlara göre bunu modifiye ederek, esneterek gitmeyi planladık.

İlk baştaki hedefimiz çok belliydi; bizim sınıf ortamına gelemeyen öğrencilerimize, çok sık güncellenmesi gereken bir bilgi birikimini mümkün olduğu kadar tam bir şekilde vererek, bunun algılanıldığından, öğrenildiğinden, sindirildiğinden emin olmak ve bunu pekiştirici modülleri de içine koymak gibi bir kaygımız vardı. Bunun için sistemi tasarlarken olduğu gibi tamamıyla çok sade bir sistem tasarladık. Mesela senkronik eşzamanlı iletişimi hiç düşünmedik; çünkü bunu koyduğumuz anda, -yani pek çok kuruma, kuruluşla da bu konuda tartıştık, görüştük, destek aldık ve saire, ama- eğitimde yapmak istediğimiz şeyin ruhuna aykırı olacaktı. Sohbet odaları var; hocanın ofis saati gibi işleyen, haftada her dersin 4 saat neredeyse öğrencinin iletişim kurabileceği sohbet odaları, bir şıklık olarak sistem içerisinde var. Bu sohbet odalarının yararı pek yok, zaten öğrencilerin çok da umurunda değil, gelmiyor.

Şu anda sistemin içerisinde 200’e yakın öğrenci var, üçüncü dönemine başladı Bilgi EMBA. Galiba doğru yoldayız; her dönemde krize toslamamıza rağmen 35, 50, 120 gibi rakamlarla gittikçe büyüyen bir katılım elde ediyoruz, şu anda 200 öğrenciye ulaşmış bulunmaktayız. Bu 200 öğrenciden -ben size ortalama olarak söyleyeyim- 10 kişi arada sırada sohbet odalarına uğruyor. Forum var, forum bir senkronik tartışma platformu, orayı çok sıklıkla kullanıyorlar, yani öğrenci sisteme hiç uğramıyor anlamında söylemiyorum.

Veri tabanı üzerinden, ne zaman geliyorlar diye bakıyoruz, ilginç istatistikler var; 18.00-22.00 arası en az biz sisteme giriş kaydediyoruz. Bu şu anlama geliyor: Biz MBA eğitimini bu santral içerisinde tasarlıyoruz; sınıf ortamındaki MBA, bu öğrencinin kendisine bırakıldığı zaman, en az geldiği saatler ve çok kestirilebilir bir şey. Bu insanlar çalışıyor ve biraz kendisini toparlayıp konsantrasyonu yükseldikten sonra sisteme girmek istiyorlar. 22.00’dan sonra çoğalıyor; gece kuşlarımız var, onlar sabaha karşı saat 03.00'da geliyorlar, sabah saatlerinde erken saatlerde geliyorlar, öğle saatlerinde geliyorlar; yani işyerlerinden bağlanıyorlar, bu zaten öngörebildiğimiz bir şeydi.

İlk başta bu işi üstlenirken okulla bir pazarlık yaptım, bazı idari anlamda okulun pek vermeye yanaşmadığı tavizleri koparmaya çalıştım. Kuştepe'de ana binamız biliyorsunuz, Kuştepe’den ayrı bir yerde olmayı istediğimi söyledim, "Ben Kuştepe’de kalmayacağım, bütün ekibimle birlikte ayrı bir lokasyona beni taşıyın" dedim. O sırada Dolapdere Binası devreye girmek üzereydi ve biz Dolapdere’ye gittik. Şunu tahmin etmiştim: Bu bir anlamda kurum içerisindeki -esnek ve yenilikçi, yaratıcı bir kurumdur Bilgi Üniversitesi, diğerleriyle karşılaştırdığınız zaman- kimi kösteklerle karşılaşabileceğimi varsaydığım için biraz merkezden uzaklaşmak istedim. Karşılaşır mıydım bilmiyorum, yaşamadım, uzak kaldığım için belki yaşamadım; ama bu proje Bilgi Üniversitesi tarafından gerek maddi, gerekse teknolojik olarak tabii ki çok desteklendi. Bunun için ayrı bir ekip, çekirdek ekip oluşturduk, kendi teknik ekibimizi kurduk, kendi tasarım ekibimizi kurduk ve kendi içerik geliştirme ekibimizi kurduk. Bunun için yurt dışından kimi içerik geliştiricilerle -yazılımcılarla değil- işbirlikleri yaptık, bunların bir bölümünü Türkiye'ye adaptasyonu konusunda, telif hakları konusunda bir anlaşmaya vardık ve şu anda dijital ortamda kullanım hakları bize ait, bu kuruluşun dijital ortamdaki olanları. Fakat tabii diğer taraftan bunun Türkiye bacağı ve Türkiye desteklenmesi gerekiyordu, bunu bir çekirdek ekip kendi içerisinde geliştirdik. Ama daha sonra büyüyünce, yani seçmeli derslere geçme aşamasında yavaş yavaş dışarıdan da hocalarla anlaşarak bu işi götürmeye başladık. Bunlara destek kuracak, tamamıyla EMBA projesinde çalışan bir asistan ekibi kurduk, başka hiçbir işleri yok; aşağı yukarı 10 kişilik bir asistan ekibinin tek işi içerik geliştirmede öğretim görevlilerine destek sağlamak, içerik geliştirmede yardımcı olmak, bunlar full-time Bilgi Üniversitesinde görevliler. Yine bir 10 kişilik teknik ekip, başka hiçbir işleri yok, Bilgi Üniversitesinin herhangi bir noktasında çalışmıyorlar, aynı şekilde akademik kadromuz da böyle. Yavaş yavaş ciddi miktarda içerik gelişmeye bu anlamda başladı ve gittikçe, o hakkını aldığımız dijital kaynaklardan uzaklaşıp özgün içeriği geliştirmeye başladık ve kendi yazılımımızı da geliştirdiğimiz için, aslında her ders neredeyse öğretim görevlisinin tercihine göre farklı şekilde işler hale getirilebildi.

Bir eksiğimiz kaldı; bu esnekliğin abloud modülünü henüz gerçekleştiremedik. Şubat ayında bunu da tamamlıyoruz, teknik ekipten bunun sözünü aldık; o zaman bence çok ciddi bir LMS ortaya çıkmış olacak.

Teşekkür ederim.

OTURUM BAŞKANI- Teşekkür ederim.

Buyurun

Esat HAMZAOĞLU: ...

(…)

(Kısaltılmıştır)

Ayrıca bakınız

Söylev (Nutuk)

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder